Follow me @slytherininokurvarisi

15 Nisan 2018 Pazar

►Çİ | Azra Kohen◄

Nisan 15, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Çi


Yazar:Azra Kohen


Yayıncılık:Destek Yayınları


Sayfa Sayısı:318







Fuardan aldıklarım arasında olan Çi kitabını iki hafta kadar önce bitirdim.Gel gelelim ki sınavlarımdan dolayı ne fotoğrafını çekebildim ne de yorumunu yazabildim.Dizisini severek izlemiştim ve bu yüzden de kitaplarını almıştım.Beni seri olarak biraz hayal kırıklığına uğrattığını söylemeden geçemem.Bunların sebeplerinden aşşağı da bahsedeceğim.Şimdi konusuna geçelim↓Spoiler olabilir.


Konusu:
Fi'nin son bölümlerinde Can Manay artık istediğine ulaşmıştı.Duru ile istediği bağı kurmuştu.Çi kitabında ise hikaye kaldığı yerden devam ediyor.Duru ve Can birlikte yaşamaya başlıyorlar.Can istediği kadını elde etmiş bile olsa hala saplantılı bir şekilde Duru'ya aşıktır.Onu kıskanmakta,diğerlerinin ona bakışlarına katlanamamaktadır.Duru'nun dans etmesini istemediği için önüne engeller koymaya başlar.Kendini kısıtlanmış hisseden Duru ve Can Manay aşkının arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladığı sırada Deniz ise bir köye yerleşmiştir.Eski sevgilisi Duru'dan ve Can Manay'dan çok uzaklara...

Çıkardığı ''Darbe'' isminde dergisi ile ilgili yoğun uğraşlar veren Özge var bir yanda.Sadık ile ilişkisini güçlendiren Özge'nin önüne büyük bir teklif sunulur.

Benim Yorumum:
Fi-Çi-Pi üçlemesi beni hayal kırıklığına uğratan nadir kitap serilerinden.Çok emin olarak,büyük bir beklentiyle aldığım seridir.Diziyi izledikten sonra etkilenmemek elde değildi.Haliyle dizi bitince direk kitaplarına yönelmiştim.Peki ben bu seriyi neden sevmedim?

Öncelikle ben bu kitabı hikayesi için aldım.Evet kitabın diziden bayağı farklı olduğunu duymuştum ama bu kadar olacağını zannetmemiştim.Öncelikle ilk kitapta birbiriyle bağlantılı olan karakterler diğer kitaplarda tamamen bağımsız hareket ediyorlar.Örneğin dizide Sadık Murat Kolhan,Can Manay arasında bir sır perdesi hakimdi.Geçmişleri hakkında ise çok güzel aydınlatmışlardı bizi.Fakat kitap serilerinde birbiriyle pek alakası olmayan iki karakter halindeler.Hal böyle olunca kitapta pek merak unsuru yaratacak bir durum kalmıyor.Mesela Özge,muhteşem bir kadın karakter...Tek başına bir kitaba konu olacak cinsten birisi.Özge Can sayesinde tanığımız bir karakterdi.Yani röportaj sırasında ilk defa belirmişti.Dizi de ve kitaplarda Özge karakteri amaç yönünden  tamamiyle apayrı karakterler.Dizide Can Manay gibi adamları adalete teslim etme arzusu duyarken kitapta tamamiyle magazinsel yönden vardı.Haliyle pek fazla karakterlerin kesiştiği anlar yoktu.Herkes bağımsızdı.

Sonrasında en çok rahatsız olduğum şey,kitabın ana hikayesi Can'ın saplantılı ilişkileri ve cinsel hayatı.Bu yüzden de çok sevemedim.Cinsellik problem değildi bir yere kadar ama kitapları bitirdikçe geriye dönüp baktığınızda ben Can Manay ile ilgili ne okudum ne öğrendim? tarzı bir soru oluşuyor kafanızda.Kitapta ki karakterlerin geçmişlerine bile doğru düzgün değinilmediğini düşünüyorum.Örneğin Duru karakterini ele alalım.Duru ve  annesi arasında ki yaşananları diziyi izleyenler bilir.Kitapta böyle bir olay yok mesela.Aynı olmak zorunda değil tabi ki ama akılda bir çok soru işareti bırakmamalı da aynı zamanda.Deniz'in müziğe olan aşkını,Duru'nun sahneye olan aşkını hiçbir şekilde hissettiremedi bana kitap.Oysa dizi öylemi? Çinin finalini izleyenler bilir Duru'nun o son bölümde yaptığı muhteşem dansı!Ama kitaplarda Duru ve sahne hakkında çok az kısımlar var.Ne sahnede dans ederken ne çalışırken hiç bir şey. Tamamiyle Can odaklı kitaplar.Bu yüzden sevemedim.Umarım benim gibi düşünen birileri vardır.






















30 Mart 2018 Cuma

►Fi | Azra Kohen◄

Mart 30, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Fi


Yazar:Azra Kohen


Sayfa Sayısı:600


Yayıncılık:Destek Yayınları






Sınav haftamda meydan bulup okuyamadığım kitap olan Fi'nin yorumunu sonunda yazıyorum.Şuan da son kitabını okuyorum.Fakat maşallah ilk kitapla son kitabı pek bir kalın!Bu yüzden okumam biraz zaman alıyor fakat Pi'nin yarısına geldim.Bu yüzden bitmesine çok az kaldı serinin.Öncelik bu ilk kitabın yorumu olduğu için spoiler yok :) Rahatlıkla okuyabilirsiniz.Genel bir yorum yazıyor olacağım ilk kitap hakkında *-* Şimdi nedir bu Fi?Nerden çıktı birden bire?Biranda Fi-çi-pi herkesin diline dolaştı ve oldukça popüler hale geldi.Merak edenler için ilk olarak Fi'nin anlamı nedir ondan bahsedelim.Fi altın oran olarak geçmektedir.Uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir orandır.Şimdi kitabımızın konusuna değinelim↓


Kitabın ana karakteri Can Manay.Ülkede oldukça tanınmış zengin bir psikolog.Bu kadar çok tanınmasının sebebi aslında televizyon programı.Bu sayede birçok insanla etkileşim halinde.Peki nasıl bir adam?Takıntılı ve acımasız olmasının yanı sıra istediğini elde etmek için her şeyi yapabilecek birisi.Can Manay o günlerde yeni bir ev aramaktadır.Emlakçıdan bulduğu evi gezerken yan evden müzik sesi işitir.İki evi ayıran duvarın ardından baktığında yan evin bahçesinde dans eden bir kadını görür.Can Manay için hayat işte o zaman durmuştur.O kadına ulaştığında tekrardan doğacaktır.O an nutku tutulan Can Manay Duru'ya karşı saplantılı bir tutku içerisinde kalır.Fakat önünde bir engel vardır ve o engelde Duru'nun müzisyen sevgilisi Deniz'dir.Duru ve Deniz'in aralarına sızmak için elinden geleni yapacaktır.

Bir diğer karakterimiz ise Özge.Kitap serisinde ki en güçlü kadın karakterler arasında kendisi.Kitapta oldukça yer verilen bir karakter.Kendisi bir adalet savaşçısı,hak arayıcı ve düzgün işlemeyen adalet sistemine karşı öfkeli birisi.Can Manay ile yaptığı  röportaj sonucunda hayatı değişmiştir.Darbe isminde bir magazin dergisi çıkarır.Özge'nin yaşamına,düşüncelerine pek çok yerde değinmiş kitap.Şahsen çok sevdiğim karakterler arasında.Ada,Ali,Bilge,Can Manay,Deniz,Doğru,Duru,Eti,Göksel,Kaya,Özge ve Sadık olmak üzere kitap bize birçok karakterle tanıştırıyor.Hepsi sevdiğim karakterler diyemeyeceğim ne yazık ki.Örneğin Ada,Göksel her ikiside sinir katsayımı zorlayan karakterler.Dizide de ısınamamıştım pek fazla.

Kitap hakkında genel olarak konuşursam,Keşke karakterlere biraz daha değinilseydi.Kitap tamamiyle Can Manay üzerinden ilerliyordu ve bu beni kitap boyunca rahatsız etti.Dizide Duru'nun sahneye olan tutkusuna,Deniz'in müziğine Özgeye,Sadığın ve Can'ın geçmişine o kadar güzel değinilmişti ki!Kitapta ben bunların hiçbirini bulamadım.İlk kitap Çi'ye göre kesinlikle daha iyi ama genel olarak değerlendirdiğimde malesef dizinin çok altında bir kurguya sahip.Kitapta sistem eleştirilerine,ülke problemlerine çok güzel değinilmişti.Bir çok alıntılık yer vardı ki bu alıntılar iki üç sayfalık bir alanı kapsayacak şekilde.Çok mantıklı ve sizi düşündürecek pek çok düşünce vardı içerisinde.

Fakat kurgu ilerleyişi yönünden malesef benim için sınıfta kaldı.İlk kitap yine güzeldi.Akıcı ve sizi sıkmayan bir anlatıma sahip ama diziyi izleyen biriyseniz,kurgusal ilerleyiş açısından dizinin altında kaldığını görebilirsiniz.Eğer diziyi izlediyseniz ve kitabındanda büyük bir beklenti içerisindeyseniz hemen o beklentiyi silip atın.Çok fazla büyük bir beklentiyle başladığım için sanırsam hayalkırıklığına uğradım biraz.Şuan son kitapta olduğum için ikinci kitabıda kapsayacak bir şekilde konuşuyorum mecburen.İlk kitap  üçünün arasında en iyisiydi benim için.
















11 Mart 2018 Pazar

►Geceyarısı Leydisi◄

Mart 11, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Geceyarısı Leydisi



Yazar:Cassandra Clare



Sayfa Sayısı:825



Yayıncılık:Artemis Yayınları



Herkese uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba!Uzunca bir süre yorum paylaşamadım çünkü sınav haftama çok az kalmıştı ve bende oturup yorum yazmak için zaman bulamadım.En son Geceyarısı Leydisi'ni bitirdim.Bu yorumu okumadan önce hemen birkaç uyarı yapayım.Öncelikle ben Cassandra Clare ne yazsa okurum.O yüzden çok fazla eleştirel yorum göremiceksiniz.Yazara aşığım ve kitaplarına bayılıyorum.Kurguladığı dünyayı seviyorum desem sanırsam daha doğru olacak.Yani lafın kısası, ilk defa okuyacaksanız lütfen sadece benim yorumlarımı okuyup almayın.Çünkü çoğu kişinin çok beğendiği bir yazar olmasına rağmen diğer çoğunlukta beğenmiyor.O yüzden bunun uyarısını yapayım istedim *-* 

Kitap Sıralaması olarak bence bu seriyi Ölümcül Oyuncaklar Serisi'ni bitirdikten sonra okuyun.Çünkü o seriye dair çok fazla spoiler yiyebilirsiniz kitaptan.Karakterlerimiz birbirini tanıyor ve bu yüzden iki seri arasında bağlantı var.Ölümcül Oyucaklar Cennet Ateşi Şehri yani final kitabında ilk kez tanıştığımız birkaç karakterin hikayesini ele alıyor Geceyarısı Leydisi.Spoiler yemek istemez iseniz en aşşağıda kısımda düşüncelerimi okuyun sadece :) 

Konusu:(Arka Kapak)

Felaketlerin Gölge Avcıları'nı yok olmanın eşiğine getirmesinin üzerinden beş yıl geçti. Emma Carstrairs artık ailesinin yasını tutan bir çocuk değil, onları öldürenleri bulmaya ve intikam almaya kararlı genç bir kadın. Parabatai'si Julian Blackthorn'la el ele veren Emma, tüm Los Angeles'ı saran şeytani bir planı araştırırken aklına ve kalbine güvenmesi gerektiğini öğrenecek. Tabii kalbi onu tekinsiz yollara doğru sürüklemedikçe...

Julian'ın beş yıl önce peri halkı tarafından kaçırılan kardeşi Mark'ın, Gölge Avcıları'nın yardımına ihtiyaç duyan periler tarafından geri getirilmesi işleri iyice karıştıracak. Ama peri diyarında zaman öyle farklı işliyor ki, Mark, ailesini tanımakta zorlanacak. Acaba periler, Mark'ı gerçekten ailesine bırakacak mı? 

Benim Yorumum:

Spoiler olabilir↓!
Cennet Ateşi Şehri kitabında Sebastian Morgenstern tarafından anne ve babası öldürülen Emma'nın büyümüş halinden başlıyor kitap.Anne ve babasının gerçek ölüm nedenini araştıran intikam almaya kararlı genç bir kadın baş karakterimiz.Hem bir savaşçı hemde bir parabatai.Julian Blackthorn ise küçük kardeşleriyle ve Emma ile birlikte yaşıyor.Babasının ölümünden sonra kardeşlerine hem anne hem baba olmaya çalışıyor.Peri halkı tarafından kaçırılan kardeşi Mark'ı ise hiç aklından çıkaramıyor.Bir gün gerçekten kardeşini görecek mi onu bile bilmiyor.
Los Angeles'ta işlenen cinateylerin ise ardı arkası kesilmiyor.Cinayetlerin işleniş şekli Emma'nın anne ve babasının öldürülüş şekli ile aynıdır.Emma ve Julian cinayetleri araştırmaya başlar.
Spoiler bitti!


Uzun süredir kitaplığımda olan bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım.Bu ne güzel bir kitaptı yahu! Cassandra nasıl kendini okumayı bu kadar başarabiliyor?Bu kadar kalın bir kitabı hiç sıkılmadan okuyabilmem normal şartlar altında imkansız.Sanırım yazarın ve kurgunun payı çok büyük. Giderek gelişen yazımıyla en sevdiğim yazarlardan birisi.

Kitapta beni etkileyen bir çok şey vardı ama şüphesiz aile arasında ki bağ en etkileyicisiydi. Julian ve Mark'ın kardeşlerine olan sorumlulukları,sevgileri,şefkatlerini hissetmek o kadar güzeldi ki!♥ Şunu söylemeliyim ki Cassanda bol bol karakter yazmış.İyiki de yazmış çünkü hepsinin harmanlandığı bu kitabı okumak çok eğlenceli oldu benim için.Bol bol karakter ve ardı arkası kesilmeyen olaylar...

Diğer kitaplarda ki karakterlerle de bol bol karşılaşacağınız bir kitap.Clary,Jace,Alec,Magnus,Will,Jem,Tessa... Hepsinin tekrardan okumak uzun süreden beri görmediğim yakınımı görmüş gibi oldum okurken.İster istemez onların hikayeleri geçti gözümün önünden.Kitabın bir diğer artısıda buydu.Karakterlerimizin hepsi birbirini tanıdığı için aniden bir diğer kitap serisindeki kişileri bulabiliyorsunuz satırların içinde.

Peki kitap beklentimi karşıladı mı? Buraya kadar okuduysanız ne kadar beğendiğimi fark etmişsinizdir.Aslında bir beklentiyle başlamadığımı fark ettim. Çünkü bu zamana kadar beni hayal kırıklığına uğratan herhangi bir kitabı olmadı.Umarım bundan sonra da olmaz.O yüzden kitaba büyük bir heyecan ve özlem duyguları içerisinde başladım.Edgar Poe'nun Annabel Lee şiirinden bolca bahsettiğini fark edebilirsiniz okurken.Bu şiiri ilk defa Cassandra Clare sayesinde öğrenmiş oldum.Fazlasıyla hoşuma gittiğini söylemem gerek.♥ Kitap hakkında ki genel düşüncelerim bu şekilde.Kitabı almayı düşünen varsa eğer hemen gidip almasını tavsiye ederim *-* 


Sevdadan yana ,kim olursa olsun,Yaşça başca ileriGeçemezlerdi bizi;Ne yedi kat gökdeki melekler,Ne deniz dibi cinleri,Hiçbiri ayıramaz beni sendenGüzelim Annabel Lee.


















3 Mart 2018 Cumartesi

►Bir Çöküşün Öyküsü◄

Mart 03, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Bir Çöküşün Öyküsü


Yazar:Stefan Zweig


Yayıncılık:Türkiye İş Bankası  Kültür Yayınları


Sayfa Sayısı:56






Sadece kapağı sayesinde beni kendine çekmiş olan bir Zweig kitabı...D&R'da dolandığım bir günde rafların arasında kendisinin kitaplarını incelerken elime geliverdi.Kendimi birkaç dakika sonrasında kasanın önünde elimde poşetle buldum.Sadece arka kapağını okuyarak aldığım birkaç kitaptan birisi.Aynı zaman da iyi ki almışım dediklerimden birisi.Art arda üç tane Zweig kitabı okuyup Şubat ayını yarıladım.Boş bir anımda oturup kitabı bitirdim.Art arda okumama rağmen beni sıkmayan ve daha da kendine bağlayan yazarlardan Stefan Zweig.Merak edenler ve hala okumayanlar için yorum gelsin o zaman ! :) 


Konusu:(Arka Kapak)

Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.

Benim Yorumum:

Zweig'ın yazımını çok beğeniyorum.Hikayedeki olaylardan çok olayların psikoloji ve insan üzerinde ki etkilerine değiniyor genelde.Bu yüzdendir ki çok tanıdık geliyor okurken.Kendinizden illa ki bir şey buluyorsunuz.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzerine bir çöküş öyküsü.Fransa Sarayı'nda şaşalı bir yaşama ve sosyal çevresine bağımlı hale gelen Madame de Prie'nin Kral tarafından Normandiya'ya sürgün edilmesiyle başlıyor.Sürgün edildiği yerde partiler verdiği soyluların hiçbir tanesini bile göremediğinde kendi düşünceleriyle baş başa kalıyor bir anda.İçide bulunduğu yalnızlık,öfke günden güne onu çıldırtıyor.Madame de Prie,hiç kimsenin aklından çıkmayacak bir şeyler planlıyor.Bu yaptığı planlar ise günden güne onu dahada yıpratmaktan başka bir şey yapmıyor .İnsanlarla var olan bu kadının kendini bir anda yapayalnız bulmasını ve bunun ardından kadının iç dünyası ile dış dünyanın çatışmasını konu ediniyor kitap kısacası.

Kitabı severek okuduğumu söylemeliyim.Yalnızlığı sevmeme rağmen insanı bu kadar etkileyebileceğine dair bir hikayeyi okumak çok keyif verdi bana.Stefan Zweig'ın diğer eserlerinide okumayı dört gözle bekliyorum ♥ 

Kalabalıklar içinde onlarca yıl yüzmüş ve bu kalabalıkların onu taşıyıp beslediğini asla anlamamıştı, ama şimdi bir balık gibi yalnızlık sahiline vurmuştu, çaresizlik ve şahlanmış acılar içinde çırpınıyordu.
















15 Şubat 2018 Perşembe

►Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat◄

Şubat 15, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat


Yazar:Stefan Zweig


Yayıncılık:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


Sayfa Sayısı:71






Bir Stefan Zweig kitabı daha.Kalemine hayran olduğum yazarlardan birisi Zweig.Genelde kitaplarını konularını pek incelemeden alıyorum.Şuana kadar okuduğum Zweig eserlerinden beğenmediğim olmadı sanırsam bu yüzden.Şuanda güncel olarak Geceyarısı Leydisi'ni okuyorum.Daha öncesinde yine Stefan Zweig eseri olan Bir Çöküşün Öyküsü'nü bitirdim.Onun da yorumunu en kısa zamanda yazacağım♥ Diğer merak ettiğim bir kitabı da Satranç.En Kısa zamanda onu da okumak istiyorum 

Kitabın Konusu:

Zweig bu novellası'nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera'sını seçen Zweig, 1920'li yılların sonlarında Avrupa'nın "kibar" tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.

Benim Yorumum:

Stefan Zweig kitapları genelde incecik ve bir oturuşta bitebilecek kitaplardan.Bu yüzdendir ki okumasını daha keyifli buluyorum.Ne çok uzatılıyor ne de eksik bırakılıyor hikayeler.Elbette gönül ister ki azcık daha kalın olsun.İnsan psikolojisi'nin derinlemesine inen Zweig'ın bu kitabı belki de en kuvvetli duygulardan birisi olan tutkunun bir insanı nasıl esir aldığını anlatıyor.İçinde ki bir çok cümleninde tam alıntılık cümleler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.Zweig kitaplarında sizi düşündürecek kendinizi bulmanızı sağlayacak birçok  cümle var aslına bakarsanız.Kitap incecik fakat bir o kadar da dolu!

Riviera kıyısında  pansiyonda kalan bir kadının eşini ve üç çocuğunu bırakarak henüz daha iki saattir tanıdığı genç bir adamla kaçışıyla başlıyor.Bu olay üzerine yaşanan tartışmayı ele alıyor baş kısımlarda.Daha sonrasında Mrs C'nin daha öncesinde hiç kimseye anlatmadığı geçmişinde yaşanan ve bugün bile hala unutamadığı sadece 24 saat süren  hikayesini dinliyoruz.Hırs,arzu ve tutku'nun yoğun bir şekilde işlendiği bu kitabı çok severek okudum.Bir kadının aklından geçenler ancak bu kadar güzel bir şekilde yazıya dökülebilirdi.Eğer bu kitabı okumak istiyorsanız geciktirmeden almanızı öneririm.♥ 












9 Şubat 2018 Cuma

►Olağanüstü Bir Gece◄

Şubat 09, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Olağanüstü Bir Gece


Yazar:Stefan Zweıg


Sayfa Sayısı:69


Yayıncılık:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları






Kitabın kapağının muhteşemliği hakkında biraz konuşabilir miyiz?Kitabın kapağı o kadar güzel ki nasıl fotoğraf çeksem bilemedim.Genelleme olacak biraz ama klasiklerin kapakları gerçekten muhteşem!Her biri bir sanat eseri♥Bu kitabın kapağında ki resim ise Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosu♥Gerçekten çok güzel durmuş kitap kapağında. Kitabın içeriği nasıl peki?Daha önce Stefan Zweig okuduysanız az çok biliyorsunuzdur kendinin yazımını.Kitap su gibi akıp geçer genelde.Bu kitabında diğerlerinden geri kalır yanı yoktu.Şimdi arka kapağına göz atalım↓

Arka Kapak:
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır. 

*Burjuva= Köylü,işçi ya da soylu sınıfına dahil olmayıp, sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan kentli kişi. 

Benim Yorumum:

Stefan Zweig'dan okuduğum ilk kitap Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'ydu.O kitabını çok beğenmiştim ve diğer kitaplarını da okumak istiyordum ama kitap alışverişi sırasında hep geriye atıyordum.Bu yüzden uzun bir süre Zweig okuyamadım.Artık bir yolunu bulmuş olabilirim.Her D&R'ye gittiğimde bir klasik alıyorum.Diğer kitaplara göre daha ucuz oldukları için bazen iki tane alıyorum.Böylelikle bu sıralar daha çok klasik okumaya başladım.


Kitap oldukça seçkin bir adamın  oldukça hissizleşip herhangi bir duygu hissetmeyişini anlatıyor başlarda.Olağanüstü bir gecede ise hayatının biranda değimişine konuk oluyoruz.İşlediği bir suç tekrardan bir şeyler hissetmesini sağlıyor.Bu kitap bana uzun bir hikaye gibi geldi.Kişinin kendi içinde yaptığı yolculuğu okuyoruz.Çok fazla olay döngüsü yoktu.Bir adamın içinde yaşadıklarına tanık olduğumuz bir kitaptı.Daha çok kurguya,olay akışına bağlı biri olduğum için ilk başlarda birazcık garipsedim fakat ilerleyen sayfalarda alıştığımı söyleyebilirim.Zaten çok kısa olduğu için bir oturuşta bitebilecek türdendi.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kadar sevdiğimi söylemem ama kitaba herhangi bir kusurda bulamam.Okurken keyif aldığım sadece başlarda alışmakta zorlandığım bir kitap oldu.


Gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum…












4 Şubat 2018 Pazar

►Son Kamelya-Sarah Jio-◄

Şubat 04, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Son Kamelya



Yazar:Sarah Jio



Yayıncılık:Arkadya Yayınları



Sayfa Sayısı:352



Okuduğum son Sarah Jio kitabı Olan ''Son Kamelya,'' kitabının yorumuyla herkese merhaba!Okuduğum son Sarah Jio kitabı çünkü elimde başka kitabı yok o yüzden şimdilik son :D Ayraten bugün 15 tatilin son günü ne yazık ki :( Okuldan zamanım kalmadığı için kitap okuyamıyorum.O yüzden yaz tatilini sabırsızlıkla bekliyorum.

Kitabın Konusu:

Önce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir. Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?

1940'lı yılların Amerikası'nda bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar… Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingston Köşkü'ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkânsız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir.

Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü'ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır…

Benim Yorumum:

Son Kamelya tipik bir Sarah Jio kitabı.Geçmişle günümüz arasında gidip gelen bir hikaye,sırlarla dolu bir geçmiş...Ne yazık ki kitabın başınını okurken sonunu tahmin ettim.Bu yüzden benim için sürpriz herhangi bir olay olmadı.Eğer zorlarsanız çok tahmin edilesi bir hikayesi var.Zaten şüpheleneceğiniz tek kişi oluyor hikaye boyunca.Kitabın sonunda beni çok etkileyen birşey olmadı.Sarah Jio'nun okuduklarım arasında en sevmediğim kitabı buydu.

Kitapta yine her zaman ki gibi iki kişinin hikayesine değiniyor.Ama daha çok geçmişte Livingstone köşkünde yaşanan olaylar etrafında dönen bir kitaptı.Bu yüzden, Flora karakterinin hikayesini ben daha çok sevdim.Çünkü tam anlamıyla geçmişte yaşanan olayları kapsayan kısımlar genelde Flora'nın ağzından olanlardı.Onun dışında,günümüzde ki anlatıcı olan Addison'ı hiç ama hiç sevmedim.Keşke yazar biraz da onun hikayesine tam anlamıyla değinseydi.Çünkü benim için geçmişi havada kalmış bir karakterdi.Keşke Addison karakterinin geçmişinden herhangi bir şeyler olmasaydı çünkü çok güzel değinilmediği için bence havada kaldı.Çok fazla ısındığım bir karakter olmadı kendisi.

Kitap hakkında genel düşüncelerimden bahsetmem gerekirse,sır dolu ve merak uyandırıcı bir konuya sahip.Akıcılığı hakkında birşey söyleyemem çünkü ben çok hızlı bitirmedim ve biraz sıkıldığım kısımlar oldu.O yüzden çok akıcı diyemem ama belki sizin çok hoşunuza gidecek bir kitap olabilir.Bu yüzden benim fikrimce merak uyandıran ama bazı yerlerde sizi sıkacak bir kitap.Katil olaylarının anlatıldığı yerde ben direk kadınları kimin öldürdüğünü tahmin ettim.Bu yüzden çok sürprizli bir kitap değildi benim için.Boş vakitlerinizde okuyabileceğiniz,çok fazla birşeyler beklememeniz gereken bir kitap.Eğer şuana kadar okuduklarımı sıralamam gerekirse;

Mart Menekşeleri-Böğürtlen Kışı-Yağmur Sonrası-Son Kamelya

Kısacası okudukça beğenmemeye başlamışım gördüğünüz üzere :D


Kitap puanım: 3,5/5