Follow me @slytherininokurvarisi

27 Nisan 2018 Cuma

►Spiritus Ruhlar Dünyası|Aynur Başkan◄

Nisan 27, 2018 0 Comments


Kitabın Adı:Spiritus Ruhlar Dünyası


Yazar:Aynur Başkan


Yayınevi:Arunas Yayıncılık



Sayfa Sayısı:384





Spiritus Ruhlar Dünyası Bitti!Bir seriye daha böylece veda etmiş oldum.Eğer hala ilk kitabın yorumunu okumadıysanız ilk olarak o yorumu okuyun.Çünkü genel konusunu orda tamamiyle özetlemiş bulunmaktayım.Bu kitap serinin final kitabıydı.Bu yüzden spoiler olmaması için tam olarak konudan bahsedemeyeceğim.Hikayemiz kaldığı yerden devam ediyor.Selim ve Neval öğrendikleri bilgiler sayesinde yepyeni kişilerle tanışıyor ve diğer dünya ile ilgili pek çok şey öğreniyorlar.Kurtuluşun olduğuna inanan Selim ise daha fazla melez ve kaçak bularak onları da bu kurtuluş yolcuğuna dahil etmeye başlıyor.

İlk kitap  hikayenin başıydı.Haliyle daha olaysız ve az karakterliydi.Fakat bu kitapta yeni karakterler ile tanışıyoruz ki bu çok heyecanlıydı!Selim ve Neval'in artık yalnız olmamaları kitap boyunca beni mutlu etti diyebilirim.Kitabın sonlarına doğru Fantastik/Aşk ikilisi yoğunluktaydı ki bu benim ilk kitaptan beri beklediğim kısımlardı.Bir fantastik sever olarak Fantastiğin olmazsa olmazı bir kırıntıda olsa içinde barındırdığı aşktır benim için.Kitabın ilk sayfasından itibaren sonunu kafamda kurgulamaya çalıştım.Evet tahmin edebildiğim bir sonla bitti.Fakat bundan gayet memnunum.Seri boyunca sevmediğim tek şey sanırım karaterlerin ruh hallerinde ki değişimdi.Kitabın başlarında sessiz sakin olan Selim'in ilk kitabın sonundan final kısmına kadar aşırı derece atarlı halleri beni biraz çıldırtma aşamasına getirdi.Belki Selim'in içinde ki diğer taraftı böyle asabi davranan.Asarım keserim havaları vesaire bir süre sonra azcık baysa da kitabın kurgusunu,işleyişini,akıcılığını asla etkilemedi benim için.Serinin bitmiş olması beni üzse de sanırım Yazarımızın İhtiyar'la ilgili bir kitabı çıkacakmış! Onuda merakla bekliyorum çünkü gerçekten soru işaretleri kaldı hala aklımda.*-* 















19 Nisan 2018 Perşembe

►Spiritus | Aynur Başkan◄

Nisan 19, 2018 0 Comments



Kitap Adı:Spiritus


Yazar:Aynur Başkan


Yayınevi :Portakal


Sayfa Sayısı:224





Spiritus Ateşten Hançer Bitti! Türk yazarlarında iyi bir şekilde fantastik yazabileceklerinin kanıtı olan kitap...Biliyorsunuz ki genellikle yabancı/fantastik okuyorum.İlk defa bir Türk yazarın kaleminden çıkmış olan fantastik türde kitabı okumuş bulunmaktayım.Kitap elime ulaştığında aşırı heyecanlıydım çünkü konusu yüzünden bayağı bir ilgilimi çekmişti.Elime ulaşır ulaşmaz tam olarak bir gün geçmeden bitirdim.Zaten kısacık bir kitap.Tek oturuşta okunabilecek türden. Serinin ikinci kitabına sahip olduğum için çok şanslıyım.Çünkü hemen devam etme ihtiyacı hissediyorsunuz. :)Şimdi konusundan biraz bahsedelim↓


Konusu:
Yaşıtlarının göremediği ruhları,onun değimiyle ''oyun canavarları'' görebilen Selim için çocukken bu bir eğlencedir.Başına gelen acı bir olay vesilesiyle onların bir oyundan ibaret olmadıklarını fark eder.Bu olaydan sonra onların dünyasına yada boyutuna geçiş yaparak, onları öldürmeye başlar.Kendi dünyasında gece sokaklarda onların peşinden koşar,insanları onlar tarafından öldürülmeden önce kurtarmaya çalışır.Selim'in gördüğü ruhların ismi Spiritus'tur.Farklı bir boyutta yaşayan bu ruhlar Dünya'ya geçiş yaparak insanları öldürmektedirler.Selim'in tek problemi vardır.Dünya'daki ruhları öldüremiyordur.Günler böyle geçerken bir gün odasında bir hançer bulur.Bu hançeri kimin gönderdiği belli değildir.Selim bu hançer sayesinde Spiritusları öldürebilmektedir.Aklında birçok soru işareti vardır.Bu ruhların insanlardan istedikleri ne? Bunları görebilen sadece ben miyim?

Benim Yorumum:
Fantastik türde olan bu kitabı ilk açtığımızda 2014 yılında yaşanan bir kovalamacayı okuyoruz.Ardından 2004 yılında Selim'in çocukluğunda yaşadığı küçük bir anısıyla devam ediyor.Oyun arkadaşı olarak gördüğü canavarların aslında insanları öldüren korkunç yaratıklar olduğunu fark eden Selim henüz 12 yaşındadır.Hayatının dönüm noktası işte o gün başlar.Kendini her şeyden soyutlayan Selim okulu bırakarak bir işe başlar.Gündüzleri işteyken geceleri ise sokaklara çıkıp bu yaratıkları avlamaktadır.

Selim karakterinden bahsetmek istiyorum önce.Biliyorsunuz ki kendini ana karakterimiz.Kitap boyunca onu okurken tüm duygularınız gün yüzüne çıkıyor.Cesareti,öfkesi,intikam arzusu ve korkusuzluğu ile Selim karakteri sizi bir şekilde etkiliyor.
Kitaba sonradan eklenen  Mühendis ve Neval karakterlerini de ayrı bir sevdim doğrusu.Özellikle Mühendis! O olmasa kitap sanırım birazcık eksik olurdu.Sanırım Mühendis karakterini Selim'den bile daha çok sevdim.

Kitabın akıcılığı,olayın işleyişi ve yazarın yalın dili ile bu kitap size kısacık bir hikaye gibi gelecek eminim ki!Olayları çok fazla uzatmadan bağlayan bir kurguya sahip.Bu yüzden sizi yoracak ağır bir fantastik havasından ziyade günlük bir hikaye gibi geliyor.Reading slump dönemlerinde de rahatlıkla okuyabilirsiniz.Fantastik sevelerin kesinlikle alıp okuması gereken bir kitap♥ 



















18 Nisan 2018 Çarşamba

►Pi | Azra Kohen◄

Nisan 18, 2018 0 Comments

Kitap Adı: Pi


Yazar:Azra Kohen


Yayıncılık: Destek Yayınları


Sayfa Sayısı:704








Fi ile başlayan yolcuğu son kitap olan Pi ile sonlandırıyoruz.Bu kitapta artık karakterlerin son hamlelerini,belki de son çırpınışlarını okuyoruz.Diğer kitaplara nazaran daha kalın olması gözünüzü korkutmasın çünkü  son kitap olduğu için artık finalini okuma arzusuyla bir çırpıda bitecek türden.Gel gelelim konusuna ve benim düşüncelerime ↓ Spoiler olabilir.

Konusu:
Pi kitabı Özgenin mecliste kanıyla mühürlediği konuşmasıyla başlıyor.Büyük bir yankı yaratan bu olay kısa sürede birçok kişiye yayılıyor.

Can Manay'ın ise içine kapanmış,Duru olmadan yaşadığı günleri okuyoruz.Duru'nun gidişinin ardından eve kapanan Can,dışarsı ile ilişkini tamamiyle keser.Bu süreçte Eti Bilge'ye bazı talimatlar vermektedir.Bilge her gün Can'ın evine gider, kırılanları toplar,evi havalandırır yemeğini koyar ve kapıyı usulca çekip çıkar.Bilge Can ile ilgilenirken, Can'ın şoförü Ali ile arasında bir dostluk kurulur.

Benim Yorumum:

İnsan nasıl özgür olabilirdi, insanlık köleyken?

Daha öncesinde yorumladığım Fi ve Çi'nin yorumlarını okuduysanız orda kitap hakkında yakındığım her şey devam ediyor.Fakat Çi'ye göre daha iyi bir kitaptı diyebilirim.Daha akıcı ve artık size sonu(?) sunan.

Fi-çi-pi kitapları siyaseti,sanatı,psikolojiyi,felsefeyi ve aşkı barındıran bir seri.Sadece bir aşk romanı okumuyorsunuz bu seriyi okurken.Sanırım bu yüzden beni yordu ve sıktı.Evet, farkındalık yaratacak pek fazla konuşma vardı içerisinde,ama kitaba başlarken böyle bir beklentiyle başlamadığım için biraz sorun yaşadım.İlk 400 sayfa hiç ilerlemediğini hissettim kitabın.Ama bu çok da canımı sıkmadı sonuçta son kitaptı.Son 300 sayfasını okurken elimden bırakamadım.Bu seriyi almak isteyenleri baştan uyarmak lazım.Ne bekliyorsunuz?Eğer saplantılı bir aşk romanı için alıyorsanız kitap tamamiyle öyle değil...Bu yüzden pek çok kısımda sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

Pek çok karakter üstünkörü geçilerek sadece Can Manay'ın irdelendiği bir romandı.Ne Deniz'in ve Ada'nın müziğe olan aşkı ne de Duru'nun Dansa ve sahneye olan aşkı güzel yansıtılmıştı.En çok canımı sıkan kısımda buydu işte.Hiçbir şey hissettirmemesi...Final kısmı ise Bu muydu? dedirten bir kısımdı.Kitap boyunca Can'la ilgilisi nadiren olmuş Özge'nin intikam alması?Asla bahsedilmeyen diğer karakterler?




















15 Nisan 2018 Pazar

►Çİ | Azra Kohen◄

Nisan 15, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Çi


Yazar:Azra Kohen


Yayıncılık:Destek Yayınları


Sayfa Sayısı:318







Fuardan aldıklarım arasında olan Çi kitabını iki hafta kadar önce bitirdim.Gel gelelim ki sınavlarımdan dolayı ne fotoğrafını çekebildim ne de yorumunu yazabildim.Dizisini severek izlemiştim ve bu yüzden de kitaplarını almıştım.Beni seri olarak biraz hayal kırıklığına uğrattığını söylemeden geçemem.Bunların sebeplerinden aşşağı da bahsedeceğim.Şimdi konusuna geçelim↓Spoiler olabilir.


Konusu:
Fi'nin son bölümlerinde Can Manay artık istediğine ulaşmıştı.Duru ile istediği bağı kurmuştu.Çi kitabında ise hikaye kaldığı yerden devam ediyor.Duru ve Can birlikte yaşamaya başlıyorlar.Can istediği kadını elde etmiş bile olsa hala saplantılı bir şekilde Duru'ya aşıktır.Onu kıskanmakta,diğerlerinin ona bakışlarına katlanamamaktadır.Duru'nun dans etmesini istemediği için önüne engeller koymaya başlar.Kendini kısıtlanmış hisseden Duru ve Can Manay aşkının arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladığı sırada Deniz ise bir köye yerleşmiştir.Eski sevgilisi Duru'dan ve Can Manay'dan çok uzaklara...

Çıkardığı ''Darbe'' isminde dergisi ile ilgili yoğun uğraşlar veren Özge var bir yanda.Sadık ile ilişkisini güçlendiren Özge'nin önüne büyük bir teklif sunulur.

Benim Yorumum:
Fi-Çi-Pi üçlemesi beni hayal kırıklığına uğratan nadir kitap serilerinden.Çok emin olarak,büyük bir beklentiyle aldığım seridir.Diziyi izledikten sonra etkilenmemek elde değildi.Haliyle dizi bitince direk kitaplarına yönelmiştim.Peki ben bu seriyi neden sevmedim?

Öncelikle ben bu kitabı hikayesi için aldım.Evet kitabın diziden bayağı farklı olduğunu duymuştum ama bu kadar olacağını zannetmemiştim.Öncelikle ilk kitapta birbiriyle bağlantılı olan karakterler diğer kitaplarda tamamen bağımsız hareket ediyorlar.Örneğin dizide Sadık Murat Kolhan,Can Manay arasında bir sır perdesi hakimdi.Geçmişleri hakkında ise çok güzel aydınlatmışlardı bizi.Fakat kitap serilerinde birbiriyle pek alakası olmayan iki karakter halindeler.Hal böyle olunca kitapta pek merak unsuru yaratacak bir durum kalmıyor.Mesela Özge,muhteşem bir kadın karakter...Tek başına bir kitaba konu olacak cinsten birisi.Özge Can sayesinde tanığımız bir karakterdi.Yani röportaj sırasında ilk defa belirmişti.Dizi de ve kitaplarda Özge karakteri amaç yönünden  tamamiyle apayrı karakterler.Dizide Can Manay gibi adamları adalete teslim etme arzusu duyarken kitapta tamamiyle magazinsel yönden vardı.Haliyle pek fazla karakterlerin kesiştiği anlar yoktu.Herkes bağımsızdı.

Sonrasında en çok rahatsız olduğum şey,kitabın ana hikayesi Can'ın saplantılı ilişkileri ve cinsel hayatı.Bu yüzden de çok sevemedim.Cinsellik problem değildi bir yere kadar ama kitapları bitirdikçe geriye dönüp baktığınızda ben Can Manay ile ilgili ne okudum ne öğrendim? tarzı bir soru oluşuyor kafanızda.Kitapta ki karakterlerin geçmişlerine bile doğru düzgün değinilmediğini düşünüyorum.Örneğin Duru karakterini ele alalım.Duru ve  annesi arasında ki yaşananları diziyi izleyenler bilir.Kitapta böyle bir olay yok mesela.Aynı olmak zorunda değil tabi ki ama akılda bir çok soru işareti bırakmamalı da aynı zamanda.Deniz'in müziğe olan aşkını,Duru'nun sahneye olan aşkını hiçbir şekilde hissettiremedi bana kitap.Oysa dizi öylemi? Çinin finalini izleyenler bilir Duru'nun o son bölümde yaptığı muhteşem dansı!Ama kitaplarda Duru ve sahne hakkında çok az kısımlar var.Ne sahnede dans ederken ne çalışırken hiç bir şey. Tamamiyle Can odaklı kitaplar.Bu yüzden sevemedim.Umarım benim gibi düşünen birileri vardır.






















30 Mart 2018 Cuma

►Fi | Azra Kohen◄

Mart 30, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Fi


Yazar:Azra Kohen


Sayfa Sayısı:600


Yayıncılık:Destek Yayınları






Sınav haftamda meydan bulup okuyamadığım kitap olan Fi'nin yorumunu sonunda yazıyorum.Şuan da son kitabını okuyorum.Fakat maşallah ilk kitapla son kitabı pek bir kalın!Bu yüzden okumam biraz zaman alıyor fakat Pi'nin yarısına geldim.Bu yüzden bitmesine çok az kaldı serinin.Öncelik bu ilk kitabın yorumu olduğu için spoiler yok :) Rahatlıkla okuyabilirsiniz.Genel bir yorum yazıyor olacağım ilk kitap hakkında *-* Şimdi nedir bu Fi?Nerden çıktı birden bire?Biranda Fi-çi-pi herkesin diline dolaştı ve oldukça popüler hale geldi.Merak edenler için ilk olarak Fi'nin anlamı nedir ondan bahsedelim.Fi altın oran olarak geçmektedir.Uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir orandır.Şimdi kitabımızın konusuna değinelim↓


Kitabın ana karakteri Can Manay.Ülkede oldukça tanınmış zengin bir psikolog.Bu kadar çok tanınmasının sebebi aslında televizyon programı.Bu sayede birçok insanla etkileşim halinde.Peki nasıl bir adam?Takıntılı ve acımasız olmasının yanı sıra istediğini elde etmek için her şeyi yapabilecek birisi.Can Manay o günlerde yeni bir ev aramaktadır.Emlakçıdan bulduğu evi gezerken yan evden müzik sesi işitir.İki evi ayıran duvarın ardından baktığında yan evin bahçesinde dans eden bir kadını görür.Can Manay için hayat işte o zaman durmuştur.O kadına ulaştığında tekrardan doğacaktır.O an nutku tutulan Can Manay Duru'ya karşı saplantılı bir tutku içerisinde kalır.Fakat önünde bir engel vardır ve o engelde Duru'nun müzisyen sevgilisi Deniz'dir.Duru ve Deniz'in aralarına sızmak için elinden geleni yapacaktır.

Bir diğer karakterimiz ise Özge.Kitap serisinde ki en güçlü kadın karakterler arasında kendisi.Kitapta oldukça yer verilen bir karakter.Kendisi bir adalet savaşçısı,hak arayıcı ve düzgün işlemeyen adalet sistemine karşı öfkeli birisi.Can Manay ile yaptığı  röportaj sonucunda hayatı değişmiştir.Darbe isminde bir magazin dergisi çıkarır.Özge'nin yaşamına,düşüncelerine pek çok yerde değinmiş kitap.Şahsen çok sevdiğim karakterler arasında.Ada,Ali,Bilge,Can Manay,Deniz,Doğru,Duru,Eti,Göksel,Kaya,Özge ve Sadık olmak üzere kitap bize birçok karakterle tanıştırıyor.Hepsi sevdiğim karakterler diyemeyeceğim ne yazık ki.Örneğin Ada,Göksel her ikiside sinir katsayımı zorlayan karakterler.Dizide de ısınamamıştım pek fazla.

Kitap hakkında genel olarak konuşursam,Keşke karakterlere biraz daha değinilseydi.Kitap tamamiyle Can Manay üzerinden ilerliyordu ve bu beni kitap boyunca rahatsız etti.Dizide Duru'nun sahneye olan tutkusuna,Deniz'in müziğine Özgeye,Sadığın ve Can'ın geçmişine o kadar güzel değinilmişti ki!Kitapta ben bunların hiçbirini bulamadım.İlk kitap Çi'ye göre kesinlikle daha iyi ama genel olarak değerlendirdiğimde malesef dizinin çok altında bir kurguya sahip.Kitapta sistem eleştirilerine,ülke problemlerine çok güzel değinilmişti.Bir çok alıntılık yer vardı ki bu alıntılar iki üç sayfalık bir alanı kapsayacak şekilde.Çok mantıklı ve sizi düşündürecek pek çok düşünce vardı içerisinde.

Fakat kurgu ilerleyişi yönünden malesef benim için sınıfta kaldı.İlk kitap yine güzeldi.Akıcı ve sizi sıkmayan bir anlatıma sahip ama diziyi izleyen biriyseniz,kurgusal ilerleyiş açısından dizinin altında kaldığını görebilirsiniz.Eğer diziyi izlediyseniz ve kitabındanda büyük bir beklenti içerisindeyseniz hemen o beklentiyi silip atın.Çok fazla büyük bir beklentiyle başladığım için sanırsam hayalkırıklığına uğradım biraz.Şuan son kitapta olduğum için ikinci kitabıda kapsayacak bir şekilde konuşuyorum mecburen.İlk kitap  üçünün arasında en iyisiydi benim için.
















11 Mart 2018 Pazar

►Geceyarısı Leydisi◄

Mart 11, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Geceyarısı Leydisi



Yazar:Cassandra Clare



Sayfa Sayısı:825



Yayıncılık:Artemis Yayınları



Herkese uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba!Uzunca bir süre yorum paylaşamadım çünkü sınav haftama çok az kalmıştı ve bende oturup yorum yazmak için zaman bulamadım.En son Geceyarısı Leydisi'ni bitirdim.Bu yorumu okumadan önce hemen birkaç uyarı yapayım.Öncelikle ben Cassandra Clare ne yazsa okurum.O yüzden çok fazla eleştirel yorum göremiceksiniz.Yazara aşığım ve kitaplarına bayılıyorum.Kurguladığı dünyayı seviyorum desem sanırsam daha doğru olacak.Yani lafın kısası, ilk defa okuyacaksanız lütfen sadece benim yorumlarımı okuyup almayın.Çünkü çoğu kişinin çok beğendiği bir yazar olmasına rağmen diğer çoğunlukta beğenmiyor.O yüzden bunun uyarısını yapayım istedim *-* 

Kitap Sıralaması olarak bence bu seriyi Ölümcül Oyuncaklar Serisi'ni bitirdikten sonra okuyun.Çünkü o seriye dair çok fazla spoiler yiyebilirsiniz kitaptan.Karakterlerimiz birbirini tanıyor ve bu yüzden iki seri arasında bağlantı var.Ölümcül Oyucaklar Cennet Ateşi Şehri yani final kitabında ilk kez tanıştığımız birkaç karakterin hikayesini ele alıyor Geceyarısı Leydisi.Spoiler yemek istemez iseniz en aşşağıda kısımda düşüncelerimi okuyun sadece :) 

Konusu:(Arka Kapak)

Felaketlerin Gölge Avcıları'nı yok olmanın eşiğine getirmesinin üzerinden beş yıl geçti. Emma Carstrairs artık ailesinin yasını tutan bir çocuk değil, onları öldürenleri bulmaya ve intikam almaya kararlı genç bir kadın. Parabatai'si Julian Blackthorn'la el ele veren Emma, tüm Los Angeles'ı saran şeytani bir planı araştırırken aklına ve kalbine güvenmesi gerektiğini öğrenecek. Tabii kalbi onu tekinsiz yollara doğru sürüklemedikçe...

Julian'ın beş yıl önce peri halkı tarafından kaçırılan kardeşi Mark'ın, Gölge Avcıları'nın yardımına ihtiyaç duyan periler tarafından geri getirilmesi işleri iyice karıştıracak. Ama peri diyarında zaman öyle farklı işliyor ki, Mark, ailesini tanımakta zorlanacak. Acaba periler, Mark'ı gerçekten ailesine bırakacak mı? 

Benim Yorumum:

Spoiler olabilir↓!
Cennet Ateşi Şehri kitabında Sebastian Morgenstern tarafından anne ve babası öldürülen Emma'nın büyümüş halinden başlıyor kitap.Anne ve babasının gerçek ölüm nedenini araştıran intikam almaya kararlı genç bir kadın baş karakterimiz.Hem bir savaşçı hemde bir parabatai.Julian Blackthorn ise küçük kardeşleriyle ve Emma ile birlikte yaşıyor.Babasının ölümünden sonra kardeşlerine hem anne hem baba olmaya çalışıyor.Peri halkı tarafından kaçırılan kardeşi Mark'ı ise hiç aklından çıkaramıyor.Bir gün gerçekten kardeşini görecek mi onu bile bilmiyor.
Los Angeles'ta işlenen cinateylerin ise ardı arkası kesilmiyor.Cinayetlerin işleniş şekli Emma'nın anne ve babasının öldürülüş şekli ile aynıdır.Emma ve Julian cinayetleri araştırmaya başlar.
Spoiler bitti!


Uzun süredir kitaplığımda olan bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım.Bu ne güzel bir kitaptı yahu! Cassandra nasıl kendini okumayı bu kadar başarabiliyor?Bu kadar kalın bir kitabı hiç sıkılmadan okuyabilmem normal şartlar altında imkansız.Sanırım yazarın ve kurgunun payı çok büyük. Giderek gelişen yazımıyla en sevdiğim yazarlardan birisi.

Kitapta beni etkileyen bir çok şey vardı ama şüphesiz aile arasında ki bağ en etkileyicisiydi. Julian ve Mark'ın kardeşlerine olan sorumlulukları,sevgileri,şefkatlerini hissetmek o kadar güzeldi ki!♥ Şunu söylemeliyim ki Cassanda bol bol karakter yazmış.İyiki de yazmış çünkü hepsinin harmanlandığı bu kitabı okumak çok eğlenceli oldu benim için.Bol bol karakter ve ardı arkası kesilmeyen olaylar...

Diğer kitaplarda ki karakterlerle de bol bol karşılaşacağınız bir kitap.Clary,Jace,Alec,Magnus,Will,Jem,Tessa... Hepsinin tekrardan okumak uzun süreden beri görmediğim yakınımı görmüş gibi oldum okurken.İster istemez onların hikayeleri geçti gözümün önünden.Kitabın bir diğer artısıda buydu.Karakterlerimizin hepsi birbirini tanıdığı için aniden bir diğer kitap serisindeki kişileri bulabiliyorsunuz satırların içinde.

Peki kitap beklentimi karşıladı mı? Buraya kadar okuduysanız ne kadar beğendiğimi fark etmişsinizdir.Aslında bir beklentiyle başlamadığımı fark ettim. Çünkü bu zamana kadar beni hayal kırıklığına uğratan herhangi bir kitabı olmadı.Umarım bundan sonra da olmaz.O yüzden kitaba büyük bir heyecan ve özlem duyguları içerisinde başladım.Edgar Poe'nun Annabel Lee şiirinden bolca bahsettiğini fark edebilirsiniz okurken.Bu şiiri ilk defa Cassandra Clare sayesinde öğrenmiş oldum.Fazlasıyla hoşuma gittiğini söylemem gerek.♥ Kitap hakkında ki genel düşüncelerim bu şekilde.Kitabı almayı düşünen varsa eğer hemen gidip almasını tavsiye ederim *-* 


Sevdadan yana ,kim olursa olsun,Yaşça başca ileriGeçemezlerdi bizi;Ne yedi kat gökdeki melekler,Ne deniz dibi cinleri,Hiçbiri ayıramaz beni sendenGüzelim Annabel Lee.


















3 Mart 2018 Cumartesi

►Bir Çöküşün Öyküsü◄

Mart 03, 2018 0 Comments


Kitap Adı:Bir Çöküşün Öyküsü


Yazar:Stefan Zweig


Yayıncılık:Türkiye İş Bankası  Kültür Yayınları


Sayfa Sayısı:56






Sadece kapağı sayesinde beni kendine çekmiş olan bir Zweig kitabı...D&R'da dolandığım bir günde rafların arasında kendisinin kitaplarını incelerken elime geliverdi.Kendimi birkaç dakika sonrasında kasanın önünde elimde poşetle buldum.Sadece arka kapağını okuyarak aldığım birkaç kitaptan birisi.Aynı zaman da iyi ki almışım dediklerimden birisi.Art arda üç tane Zweig kitabı okuyup Şubat ayını yarıladım.Boş bir anımda oturup kitabı bitirdim.Art arda okumama rağmen beni sıkmayan ve daha da kendine bağlayan yazarlardan Stefan Zweig.Merak edenler ve hala okumayanlar için yorum gelsin o zaman ! :) 


Konusu:(Arka Kapak)

Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.

Benim Yorumum:

Zweig'ın yazımını çok beğeniyorum.Hikayedeki olaylardan çok olayların psikoloji ve insan üzerinde ki etkilerine değiniyor genelde.Bu yüzdendir ki çok tanıdık geliyor okurken.Kendinizden illa ki bir şey buluyorsunuz.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzerine bir çöküş öyküsü.Fransa Sarayı'nda şaşalı bir yaşama ve sosyal çevresine bağımlı hale gelen Madame de Prie'nin Kral tarafından Normandiya'ya sürgün edilmesiyle başlıyor.Sürgün edildiği yerde partiler verdiği soyluların hiçbir tanesini bile göremediğinde kendi düşünceleriyle baş başa kalıyor bir anda.İçide bulunduğu yalnızlık,öfke günden güne onu çıldırtıyor.Madame de Prie,hiç kimsenin aklından çıkmayacak bir şeyler planlıyor.Bu yaptığı planlar ise günden güne onu dahada yıpratmaktan başka bir şey yapmıyor .İnsanlarla var olan bu kadının kendini bir anda yapayalnız bulmasını ve bunun ardından kadının iç dünyası ile dış dünyanın çatışmasını konu ediniyor kitap kısacası.

Kitabı severek okuduğumu söylemeliyim.Yalnızlığı sevmeme rağmen insanı bu kadar etkileyebileceğine dair bir hikayeyi okumak çok keyif verdi bana.Stefan Zweig'ın diğer eserlerinide okumayı dört gözle bekliyorum ♥ 

Kalabalıklar içinde onlarca yıl yüzmüş ve bu kalabalıkların onu taşıyıp beslediğini asla anlamamıştı, ama şimdi bir balık gibi yalnızlık sahiline vurmuştu, çaresizlik ve şahlanmış acılar içinde çırpınıyordu.